31 Ocak 2010 Pazar

Ne dersin

 
 
 
İnandırabilir miyim kendimi
bir kadının koynunda
sıcak
biraz huzurlu
hatta sarılmış
alışmış
belki utanarak
uyandığımda bir sabah
aklımda olmayacağına
senin?

29 Ocak 2010 Cuma

Reviş

Güzel kadınlar sevdim
güzel kadınlarla seviştim
onlara da yazdım kimi zaman
vazgeçilmez olduklarını
sonra yaşayamayacağımı onlarsız
ama gittiler
doğrusu kimisini de ben istemedim
yanımda sonraları
görüyorum gitmeye dönmüş yüzün
bi gözün kapıda öbürü hazır
peşinden gitmeye
şimdi "yaşanmaz sensiz" desem
inanmazsın
ben inanır mıyım
yok inanmam
biliyorum çünkü artık
papatyalarda vazgeçecekler
sen kokmaktan
hele yeterince zaman aksın
gittiğin yoldan..

26 Ocak 2010 Salı

Kedi

kar yağıyor
sokak tenha
üç dakikada biri ya geçiyor ya geçmiyor
düşüncemi öğelerine ayırıyorum
işte oradasın yine
ayak izlerini siliyor kar
kafamı çıkarıyorum pencereden
zihnimi örtmüyor
oda soğuyor
üzerinde pamuk yığını sokak lambası
odaya sızıyor
bir kedi yanaşıyor
çirkin çelimsiz
gözyaşları kedinin
gözlerimden akıyor
işte böyle bir gece
oturdum birkaç kelime karalıyorum
sokak tenha
yarım saatte biri ya geçiyor ya geçmiyor
pencerede bir kedi
ağlıyorum

25 Ocak 2010 Pazartesi

Ayrılırken..


İnsan ayrılırken daha bir güzel oluyor
şehir daha bir susuyor
gözlerin kocaman oluyor
tenin daha pürüzsüz
insan ayrılırken viyadükler daha bir buzlanıyor
şehir beyaz kan kusuyor
gözlerin kar topluyor
tenin daha sıcak
insan ayrlırken daha bir ağlıyor
şehri eşkiyalar basıyor
gözlerinin rengi değişiyor
tenin çekiyor
insan bir güzel ağlarken viyadükler buzlanıyor
insan daha bir seviyor ayrılırken
daha bir vazgeçiyor
daha bir unutuyor
umursamıyor ayrılırken insan
çanlar çalıyor samatyada
vapurlar demir alıyor
trenler daha bir hızlı geçiyor
başı dönüyor insan ayrılırken
daha bir düşüyor
daha bir üşüyor
daha bir susuyor
daha bir kusuyor
daha bir küsüyor
insan ayrılırken insanlıktan çıkıyor
şehir daha bir karanlık
gözlerin kaçıyor
tenin arkasından gidiyor
insan ayrılırken daha bir koşuyor
şehir git git bitmiyor
mumları sönüyor
gözlerinde kendini görmek
teninde eli olsun istiyor
insan ayrılırken bir sigara yakıyor
şehir daha bir dumanlı
gözlerin
tenin
gayba karışıyor
insan ayrılırken
hepi topu bir insan kadar kalıyor..

yeniden yazılmaya mahkum ya da değil bilinmez birkaç cümle

işte öyle kadın
sen dinlemekten vazgeçtiğin an
işte o an
asıl anlatacaklarım
ihanet
kimden ihanet
ne kadar ihanet
sokağında köpek gibi ağlayan ben
gözüm kulağım kapalı
seni seven ben
babasız ben
yazacaklarını merak ettiğin
ben
çıktığım en yüksek merdiven
sen
görmemek seni
yanakların
dokunduğum en güzel şey sen
uyuşmuş zihnim
en yanlışım
en doğrum
sen
sokaklara yağan
örten üzerini farkında
olmadan
yalanların
göz yaşların
görmemek seni
belki ilk kez asil ben
evet ben
yusufun duası kadar
temiz
yusufun cümlesine sayacak kadar
ben
yalnızlıksa istediğin
istediğin kadar parselle benden

24 Ocak 2010 Pazar

Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun Uğur Mumcu...

Bugün Uğur Mumcu'yu andık... Bu konuya takılmamam imkansız daha önce de yazmıştım dile kolay 62 gazeteci... Bu ülkede öldüren gazeteci sayısıdır. Düşündüğü için, yazdığı için dahası işini yaptığı, halkına ışık olmaya çalıştığı için öldürülen 62 insan... Peki ne için?




Ve işte 1909 yılında Hasan Fehmi'yle başlayan 2007'de Hrant'la son bulan ya da en azından son bulmasını istediğim utanç listesi...

* Hasan Fehmi Bey/Serbesti (İstanbul 6 Nisan 1909)
* Ahmet Samim/Sada-yı Millet (İstanbul 19 Temmuz 1910)
* Zeki Bey/Şehrah (İstanbul 10 Temmuz 1911)
* Şair Hüseyin Kami/Alemdar (Konya 1912 veya 1914)
* Hasan Tahsin/Hukuk-u Beşer

18 Ocak 2010 Pazartesi

üç beş



Onca şaraba
ihanet olur
iki satır yazmazsam
sana bu gece
fazla bir şey kalmadı
şurada üç beş güne
doğacaksın
özlemeye bırakmıştım seni
özledim..
son gördüğüm sana
üç beş satır yazdım
şimdi
dinle
ya da oku
sen bilirsin..
**
gitme otur biraz daha...
konuşma istersen
zaten son zamanlarda
yaptığımız en iyi şey bu
biraz daha otur lütfen
gözlerine mi
yok değil
çok gelir bana bu aralar onlar
belki dudağının kenarındaki
sıkılganlık
evet o
ona bakayım biraz daha
lütfen otur
biraz daha geç olsun saat
belki ben götüreyim istersin seni
yok istemezsin
hiç istemedin zaten
ben ısrar ettim hep
olsun otur biraz daha
belki bir arkadaşında kalırsın
ya da git
dur gitme otur
rengin mi solmuş senin
hasta mı oldun
üşüyor musun yine
konuşmuyorsun olsun
şimdi kalksam buradan
aradaki üç beş masayı
aşıp gelsem yanına sarılsam
hani şöyle canımı canına
katarcasına
bakma öyle oradan
okuyorsun içimi işte
seni istiyorum
evet seni istiyorum
şu üç beş masayı
devire devire yanına gelip
canına canımı katmak istiyorum
otur kalkma
konuşma da
ya da konuş
gül hatta kahkaha at
kalksan mı acaba
belki yanıma gelirsin
gelirsin de gidelim dersin
üç beş şişe şarapta
boğulmak istersin belki
belki ağlarsın da yine
belki
belki
sen sarılırsın bu kez
sarılıp bana ağlarsın
kızarsın bi yandan
"ne yani ben gelsem gelmeyecek miydin" dersin
ya da deme
sus
konuşma razıyım
belki bu sefer ben ağlarım
ekşitme suratını
otur gitme tamam
ağlamam
ama kalk oradan
gel de bana
gidelim buradan
bu tanıdığımızı sandığımızların yanından
bırak hatrı gönlü
kalk gel işte
geç şu üç beş masayı
oturma yanıma
kalk gidiyoruz de
köpek gibi şarap içelim bi başka yerde
bağıralım sokaklarda
ben seviyorum diyeyim sen
sen sus
olsun
gel benimle
kendimizi bilmeden uyuyalım
bu gece
sabah sana uyandığımı bilmeyeyim hatta
sarılayım sana
öyle uyan
ama gözlerini açma
sarıl bana
içine çek kokumu
gül sonra birden
leş gibi sigara kokmuşsun de
gülelim
çarşıya inelim sonra
kahvaltı yapalım
çay
menemen
sonra belki sinemaya da gideriz
sonra belki bir gece daha...
sonunda evine götürürüm seni
konuşmayız yine
ben içerim
üç beş şiir karalarım sana
burada karşılaşıncaya dek
hadi gel yanıma
çıkalım buradan
kenarından papatya çıkan
bir kaldırım buluruz belki
gittiğimiz yerde
belki üç beş istavrit
tutarız denizinde gittiğimiz yerin
belki şarabını içeriz..
hadi kalk yanıma gel
hatrımı sor en azından
hoşçakal de
öp yanağımdan
biraz kokun çalınsın burnuma..

13 Ocak 2010 Çarşamba

Bir Pedro Almodóvar filmi...Los Abrasoz Rotos - Broken Embraces - Kırık Kucaklaşmalar


Karanlıkta yazan, yaşayan ve seven bir adam. Bundan 14 yıl önce Lanzarote adasında geçirdiği korkunç trafik kazasında sadece görme yeteneğini değil, Lena’yı, yani hayatının kadınını da kaybetmiştir.
O günden sonra kendi adını bir daha kullanmaz ve senaryo yazarken kullandığı takma adı Harry Caine ismiyle hikayeler yazmaya devam eder.
Penelope Cruz'un başrolünde olduğu ve 2009 Cannes Film Festivali programında da yer alan Broken Embraces, klasik Almadovar filmleri çizgisi dışında olma özelliğini taşıyor.

kaynak sinemalar.com


 Fragman