14 Ekim 2010 Perşembe

İşte öyle bir şiir

madem balıklarını kaybetmiş denizimiz
yırtılmış ağların
iğneleri kopan oltaların
açıklaması ne o zaman?
dahası
bir başka yerde
denizden alıkonulmuş balıklarımız
ya onlar..
Şu yanıbaşımızdaki liman
neden sessiz
bu fırtınada yok mu sığınan
sevgilim!
için ısındı mı söyleyince?
aşk bizi terk etmiş sevgilim,
balıklarımız bizi bırakıp gitmiş..

14 Eylül 2010 Salı

Otel

sıkça uğradığı ama konaklamadığı
aşkın
bahçesinde papatyaları olan
fakat
sokağı tenha
tabelası eski
odaları bakımsız
elektriği, suyu kesik
hülasası; yıkık dökük
bir oteldi konakladığımız
artık anladım..

8 Nisan 2010 Perşembe

adı yok!

Sadece sen okuyorsun diye
sana seni açıklayan bir şey yazmak zorunda değilim
zira şu an
yarın sözlerini hatırlamayacağım
bir şarkı dinliyorum
evde sadece bira olduğundan bira içiyorum
mutlu bile değilim ama yarını düşünmüyorum
ne güzel?!;:,.

30 Mart 2010 Salı

Harman Şair

 
 
 
 
 
yazdıklarına sığınıyordu şair
orospusuna aşık olmuş pezevenk gibi
ve boşalamıyordu artık ruhu
elleri sevişmekten bitap
ardına saklandığı gözkapaklarından
sular sızıyordu..

20 Mart 2010 Cumartesi

Aşüfte

damarımda akıyor bir aşüfte
kanımı nasıl inkar edeyim
seviyorum aşüfteyi
en az zevki sevdiği kadar o
saklısını okşarken bir"adam"
az önce kalemi bıraktığım el
şarap şişesini kavrar
az gelir şişeler
fıçılar az gelir
sevdiğim kadın
sevmediği bir adama
zevk merdivenlerini
tırmandırırken
neden mi yaşıyorum
bilmiyorum
seni boş verdim okuyan
sen git başka şey oku
ister Nazım'ın hikmetini oku
ister Hank'in küfrünü
sorum ona benim!
Şimdi uyumuşsundur
uyuyanın üstüne kar yağar derler
keza hava da soğuk
ben bile üşüyorum
aklım sende sevdiğim
üstünü örter mi şimdi "o" senin?

17 Mart 2010 Çarşamba

İşte böyle bitti






 Oturdu karşıma
Adı büyük ressamın
çizdiği kaşlarını çattı
Cesaretle birden
-ayrılıyorum senden

şaşırdım önce
sonra
-gül kokuyorsun

kafasını üç parmak
sola çevirdi
dikti şeftali çekirdeği
kocaman gözlerini
-olmuyor işte sevemiyorum seni

yutkundum
sonra ne desem beğenirsin
-ben gül sevmem

ağlamaya başladı
henüz olmamış
kiraz rengiydi dudakları
ona doğru eğilip
öptüm onları

işin garibi
ne o anlattı
neden ağladığını
ne ben sorabildim
işte böyle bitti

24 Şubat 2010 Çarşamba

Rengin

yetiştiği yere elimin
vuruyorum hançeri
hayır öldürmüyorum kendimi
yaramdan akıyorsun
kan değil irin
dökülüyorsun yere
arınıyorum senden
artık
kırmızı değil
sarıdır rengin..

23 Şubat 2010 Salı

Bir kadın

Susuzluktan mıdır
Sonsuzluktan mı bilmem
ama bir kahkaha geliyor dışardan
bir kadın
bir eli saklısında
bir eli nah çekiyor dünyaya..

Ve gitmek

öyle ki gitmek
bütün unuttukların
bekler
vardığın yerde..
*
karşıma alıyorum hayalini
doya doya öpüyorum
hayır öpemiyorum
ona da izin vermiyosun artık
cismi yanmaktan aciz
başka adamlar
evet onlar dokunuyor sana
sende değil ben de iz bırakıyor
giderken
o adamlar
adamlar..

Vazgeçmek

teklemiyorsa dilim artık
meramımı anlatırken sana
bir sütlü kahve istemek kadar
aleladeyse saçların ne kötü demek
dokunasım yok yanaklarına
yalanı ıslık gibi kaçıveriryorsa ağzımdan
işte o vakit
senden vazgeçme düşüncesine
boyun eğmişimdir.

Şairin..

Sözcükleri kırılmıştı
şairin
kadını yasladığında
başını
cismi tutuşmaz adamın
omzuna
ve derman
ne cümlesinde kaldı
ne kendisinde şairin
başını yaslamak istedi
sonra hatırladı
harlanmıştı gövdesi
şairin
cismi aşk kadınının
korundan
yorgundu vücudu
şairin
ne yaslayabildi başını
ne avundu
eline aldığı kalemi de
kaleminin öptüğü
kağıdı da
şaire karıştı
tutuşup
hasılı kelam
şairin dini
kadının cismiydi
aşk
şair yandığını bildi
kadın yaktığından
bihaberdi..

Özledim

Saçların özledi mi bilmem
ama ellerim özledi
her bir telini tek tek hem de
Bu aramızdaki adı herneyse
biten bir şeymiş demek
dur bir dakika
anlamış olamam böyle bir şeyi
anladım mı yani
hayır anlamadım
reddediyorum anlamayı
sevmeyecek misin beni
söyle neden
sen yoksun da
ben meftunum hala
Peki yanakların özlemedi mi
dudaklarımı
bak
sarmayı özledi kollarım
sımsıkı seni
sevgili,
sevgili..
sevgili!
duymuyor musun beni
özledim..
çok özledim seni..

Katilim

ihtimalimin evrenine kaçmak isterdim
düşlerimde teninden bir örtü
engellerdi üşümemi
elleri titredi derlerse yalan
katilim beni öldürürken tereddüt etmedi
ve ben usulca terkettim kendimi..

Kalan

şimdi
sana "seni sevmiyorum"larla dolu
bir şeyler karalamak..
başkasına tanıdık belki
ama bana yabancı
yani benim için yeni bir kadının
sinemada yanına oturmak
vücuduna dokunmak
birkaç şişe kırmızı şarabın
kendinden geçiriciliğini paylaşmak
yanında uyanmak
birlikte kahvaltı sofrasına oturmak
rahatlatacaktır belki
senden arta kalan beni
senden kalan ben
yani pek az şey..

14 Şubat 2010 Pazar

Sadet



Dudaklarına değdirmek dudaklarımı
armağan sanırsın
oysa sevgilim
kopacağını bilmek o dudakların..
boş konuşmaya lüzum da
vakit de yok
şimdi bir hızlı ölme biçimidir seni sevmek
o halde yaşasın ölmek!

Ruh-i Sabuk

yalnızlık kol geziyor
insanlar bir bir bırakıyorlar
ruhlarını adresi bilinmeyen
ya da bilinen ama hatırlanmak istenmeyen
sokaklara
alışılagelir oldu artık
yürüyen cesetler görmek
en parlak caddelerde
ve caddeler
onları tutan ne başlarını alıp gitmemek için
ve kent öylesine soğuk
yaşamak öylesine tuhaf
gündüzlerin takati yok
artık gecelere kovmaya
ve benim
vücudumu soyup ruhumdan
atasım var artık..

12 Şubat 2010 Cuma

Yağmur

ancak
kökü kurumuş çiçeğin
dökülmeye direnen
yaprakları
işte o kadar
umudum var
ve şimdi
hangi bulutu sıksam
çiçeğimin köküne
gözüme damlar..

31 Ocak 2010 Pazar

Ne dersin

 
 
 
İnandırabilir miyim kendimi
bir kadının koynunda
sıcak
biraz huzurlu
hatta sarılmış
alışmış
belki utanarak
uyandığımda bir sabah
aklımda olmayacağına
senin?

29 Ocak 2010 Cuma

Reviş

Güzel kadınlar sevdim
güzel kadınlarla seviştim
onlara da yazdım kimi zaman
vazgeçilmez olduklarını
sonra yaşayamayacağımı onlarsız
ama gittiler
doğrusu kimisini de ben istemedim
yanımda sonraları
görüyorum gitmeye dönmüş yüzün
bi gözün kapıda öbürü hazır
peşinden gitmeye
şimdi "yaşanmaz sensiz" desem
inanmazsın
ben inanır mıyım
yok inanmam
biliyorum çünkü artık
papatyalarda vazgeçecekler
sen kokmaktan
hele yeterince zaman aksın
gittiğin yoldan..

26 Ocak 2010 Salı

Kedi

kar yağıyor
sokak tenha
üç dakikada biri ya geçiyor ya geçmiyor
düşüncemi öğelerine ayırıyorum
işte oradasın yine
ayak izlerini siliyor kar
kafamı çıkarıyorum pencereden
zihnimi örtmüyor
oda soğuyor
üzerinde pamuk yığını sokak lambası
odaya sızıyor
bir kedi yanaşıyor
çirkin çelimsiz
gözyaşları kedinin
gözlerimden akıyor
işte böyle bir gece
oturdum birkaç kelime karalıyorum
sokak tenha
yarım saatte biri ya geçiyor ya geçmiyor
pencerede bir kedi
ağlıyorum

25 Ocak 2010 Pazartesi

Ayrılırken..


İnsan ayrılırken daha bir güzel oluyor
şehir daha bir susuyor
gözlerin kocaman oluyor
tenin daha pürüzsüz
insan ayrılırken viyadükler daha bir buzlanıyor
şehir beyaz kan kusuyor
gözlerin kar topluyor
tenin daha sıcak
insan ayrlırken daha bir ağlıyor
şehri eşkiyalar basıyor
gözlerinin rengi değişiyor
tenin çekiyor
insan bir güzel ağlarken viyadükler buzlanıyor
insan daha bir seviyor ayrılırken
daha bir vazgeçiyor
daha bir unutuyor
umursamıyor ayrılırken insan
çanlar çalıyor samatyada
vapurlar demir alıyor
trenler daha bir hızlı geçiyor
başı dönüyor insan ayrılırken
daha bir düşüyor
daha bir üşüyor
daha bir susuyor
daha bir kusuyor
daha bir küsüyor
insan ayrılırken insanlıktan çıkıyor
şehir daha bir karanlık
gözlerin kaçıyor
tenin arkasından gidiyor
insan ayrılırken daha bir koşuyor
şehir git git bitmiyor
mumları sönüyor
gözlerinde kendini görmek
teninde eli olsun istiyor
insan ayrılırken bir sigara yakıyor
şehir daha bir dumanlı
gözlerin
tenin
gayba karışıyor
insan ayrılırken
hepi topu bir insan kadar kalıyor..

yeniden yazılmaya mahkum ya da değil bilinmez birkaç cümle

işte öyle kadın
sen dinlemekten vazgeçtiğin an
işte o an
asıl anlatacaklarım
ihanet
kimden ihanet
ne kadar ihanet
sokağında köpek gibi ağlayan ben
gözüm kulağım kapalı
seni seven ben
babasız ben
yazacaklarını merak ettiğin
ben
çıktığım en yüksek merdiven
sen
görmemek seni
yanakların
dokunduğum en güzel şey sen
uyuşmuş zihnim
en yanlışım
en doğrum
sen
sokaklara yağan
örten üzerini farkında
olmadan
yalanların
göz yaşların
görmemek seni
belki ilk kez asil ben
evet ben
yusufun duası kadar
temiz
yusufun cümlesine sayacak kadar
ben
yalnızlıksa istediğin
istediğin kadar parselle benden

24 Ocak 2010 Pazar

Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun Uğur Mumcu...

Bugün Uğur Mumcu'yu andık... Bu konuya takılmamam imkansız daha önce de yazmıştım dile kolay 62 gazeteci... Bu ülkede öldüren gazeteci sayısıdır. Düşündüğü için, yazdığı için dahası işini yaptığı, halkına ışık olmaya çalıştığı için öldürülen 62 insan... Peki ne için?




Ve işte 1909 yılında Hasan Fehmi'yle başlayan 2007'de Hrant'la son bulan ya da en azından son bulmasını istediğim utanç listesi...

* Hasan Fehmi Bey/Serbesti (İstanbul 6 Nisan 1909)
* Ahmet Samim/Sada-yı Millet (İstanbul 19 Temmuz 1910)
* Zeki Bey/Şehrah (İstanbul 10 Temmuz 1911)
* Şair Hüseyin Kami/Alemdar (Konya 1912 veya 1914)
* Hasan Tahsin/Hukuk-u Beşer

18 Ocak 2010 Pazartesi

üç beş



Onca şaraba
ihanet olur
iki satır yazmazsam
sana bu gece
fazla bir şey kalmadı
şurada üç beş güne
doğacaksın
özlemeye bırakmıştım seni
özledim..
son gördüğüm sana
üç beş satır yazdım
şimdi
dinle
ya da oku
sen bilirsin..
**
gitme otur biraz daha...
konuşma istersen
zaten son zamanlarda
yaptığımız en iyi şey bu
biraz daha otur lütfen
gözlerine mi
yok değil
çok gelir bana bu aralar onlar
belki dudağının kenarındaki
sıkılganlık
evet o
ona bakayım biraz daha
lütfen otur
biraz daha geç olsun saat
belki ben götüreyim istersin seni
yok istemezsin
hiç istemedin zaten
ben ısrar ettim hep
olsun otur biraz daha
belki bir arkadaşında kalırsın
ya da git
dur gitme otur
rengin mi solmuş senin
hasta mı oldun
üşüyor musun yine
konuşmuyorsun olsun
şimdi kalksam buradan
aradaki üç beş masayı
aşıp gelsem yanına sarılsam
hani şöyle canımı canına
katarcasına
bakma öyle oradan
okuyorsun içimi işte
seni istiyorum
evet seni istiyorum
şu üç beş masayı
devire devire yanına gelip
canına canımı katmak istiyorum
otur kalkma
konuşma da
ya da konuş
gül hatta kahkaha at
kalksan mı acaba
belki yanıma gelirsin
gelirsin de gidelim dersin
üç beş şişe şarapta
boğulmak istersin belki
belki ağlarsın da yine
belki
belki
sen sarılırsın bu kez
sarılıp bana ağlarsın
kızarsın bi yandan
"ne yani ben gelsem gelmeyecek miydin" dersin
ya da deme
sus
konuşma razıyım
belki bu sefer ben ağlarım
ekşitme suratını
otur gitme tamam
ağlamam
ama kalk oradan
gel de bana
gidelim buradan
bu tanıdığımızı sandığımızların yanından
bırak hatrı gönlü
kalk gel işte
geç şu üç beş masayı
oturma yanıma
kalk gidiyoruz de
köpek gibi şarap içelim bi başka yerde
bağıralım sokaklarda
ben seviyorum diyeyim sen
sen sus
olsun
gel benimle
kendimizi bilmeden uyuyalım
bu gece
sabah sana uyandığımı bilmeyeyim hatta
sarılayım sana
öyle uyan
ama gözlerini açma
sarıl bana
içine çek kokumu
gül sonra birden
leş gibi sigara kokmuşsun de
gülelim
çarşıya inelim sonra
kahvaltı yapalım
çay
menemen
sonra belki sinemaya da gideriz
sonra belki bir gece daha...
sonunda evine götürürüm seni
konuşmayız yine
ben içerim
üç beş şiir karalarım sana
burada karşılaşıncaya dek
hadi gel yanıma
çıkalım buradan
kenarından papatya çıkan
bir kaldırım buluruz belki
gittiğimiz yerde
belki üç beş istavrit
tutarız denizinde gittiğimiz yerin
belki şarabını içeriz..
hadi kalk yanıma gel
hatrımı sor en azından
hoşçakal de
öp yanağımdan
biraz kokun çalınsın burnuma..

13 Ocak 2010 Çarşamba

Bir Pedro Almodóvar filmi...Los Abrasoz Rotos - Broken Embraces - Kırık Kucaklaşmalar


Karanlıkta yazan, yaşayan ve seven bir adam. Bundan 14 yıl önce Lanzarote adasında geçirdiği korkunç trafik kazasında sadece görme yeteneğini değil, Lena’yı, yani hayatının kadınını da kaybetmiştir.
O günden sonra kendi adını bir daha kullanmaz ve senaryo yazarken kullandığı takma adı Harry Caine ismiyle hikayeler yazmaya devam eder.
Penelope Cruz'un başrolünde olduğu ve 2009 Cannes Film Festivali programında da yer alan Broken Embraces, klasik Almadovar filmleri çizgisi dışında olma özelliğini taşıyor.

kaynak sinemalar.com


 Fragman