Hayat bazen bir şeyler getiriyor insanın önüne. Birtakım insan zamanı değil diyerek itiyor, bazısı nihayet diyor. “Nihayet” diyeni anlamak zor değil de diğerlerini anlamak zor. Nasıl söylesem, matematiğe mi başvursam? Mesela “1” olmasaydı “2” olur muydu? Belki olurdu da bugün anladığımız “2” diyebilir miydik ona? Ya da “3” ile “5” toplanmasaydı “8” olur muydu? O da olurdu elbet ama “8” o “8” olur muydu? Matematiğe vurunca bir garip oldu. Nasıl anlatmalı? Öyle şiirsel falan değil, dümdüz nasıl anlatmalı? Yaşadıklarınız bir noktaya getirir sizi (bizi de tabii ama sizden bahsedeceğim bugün-gülücük-). Öyle getirdiği noktanın nokta olduğundan haberinizin olması da gerekmez pekala… Nasıl desem yani öyle “buraya kadarmış” demek zorunda olmazsınız her zaman. Ve birden karşınıza bambaşka bir şey çıkar, çeker sizi içine. “E bir dakika” der yukarda bahsettiğim bir takım insanlar “ne ki şimdi bu, neden şimdi ki, değişmesi gereken bir şey yoktu ki, böyle iyiydi ki” ve benzeri şeyler. (Bu arada ikinci kısımdan yani “bazısı” dediklerimden bahsetmek istemiyorum bu yazıda çünkü onlar zaten bir şeyler bekliyorlardır. Benim bugün yazacaklarım beklemeyenlere ya da beklediğinin farkında olmayanlara dair şeyler olacak ya da ben en azından yola böyle çıkıyorum diyelim.)
Şöyle bir satır başı yapalım da açık açık yazalım, örnekleyelim, coşalım, coşturalım. Önce “yanlış zaman” söyleminin üzerine eğilmeye çalışalım. Şimdi bir kere hayat önüne yeni bir şey getirdi diye hemen üstüne zıplayın demek istemiyorum, önce onda anlaşalım. Ama şu da bir gerçek ki hayat önünüze bir şey getiriyorsa bu hem o şeyin hem de sizin paralel yaşadığınız hayatların bir kesişme noktasıdır (çoğu zaman). Ve bu kesişme noktalarının küçük tesadüfler olmasındansa öyle ya da böyle yaşananların, sizleri götürdüğü istikametlerin çarpışması olarak görülmesi kanımca daha gerçekçidir. Örneğin işinizle ilgili her şey yolunda gidiyor gibi görünebilir ama yoruluyorsunuzdur, işi artık sevmiyorsunuzdur ya da iş artık sizi sevmiyordur, o işe katacak fazla bir şeyiniz kalmamıştır, iş yüzünden bir şeyleri erteliyorsunuzdur, hayatınızı devam ettirebiliyorsunuzdur o iş sayesinde de aslında başka bir şeydir istediğiniz. Tüm bunlar ve benzeri sebepler vardır da kabul etmek istemezsiniz, dillendirmezsiniz, yaşınız geçiyordur, yeni bir iş yeni bir macera demek olabilir pekala o yüzden aramazsınız arttırılabilir bunlar. Hem iş bir şekilde yürüyordur, “ne gerek var şimdi bir başka şeye” diyerek geçebilirsiniz. Ve karşınıza sizi heyecanlandıran bir iş teklifi çıkar. Bir işveren durupdururken çalışan birine iş teklif etmez, gerçekten size ihtiyacı vardır ki hayatınızı, rutinlerinizi değiştirmek pahasına bu topa girer. Tereddütte kalır iki işi birden yapmaya çalışırsanız, büyük ihtimalle bocalarsınız. Zaten ciddi bir işveren bu durumdan pek hoşnut olmaz. Olsa olsa “bir geçiş dönemidir” der göz yumar ilk başta ama bir noktadan sonra “yeter artık buraya ver kendini” der. İşinizi bırakıp diğerine geçmek de kolay değildir hani, zordur iş değiştirmek. İş yerinde arkadaşlarınız vardır, bir hayatınız vardır orada. Patron “senden çok memnunum aman ha gitme bir yere” der. İş arkadaşınız çok sever sizi tatil planları yapmaya çalışır sizinle birlikte. Hatta siz bir çıtır dillendirirsiniz ayrılmak istediğinizi, bir ruh hastası çıkar “aman ha sen dur ben gideyim, sen gitme sonra bu iş yerinin hali ne olur” der. İş dışındaki arkadaşlarınız da alışmıştır sizin iş rutininize, bozulmasın isterler, maazallah bozulursa borç istersiniz onlardan ya da en azından dertlenir, kafalarını şişirirsiniz. Sonra aileniz baskı yapar “yıllardır çalışıyorsun otur oturduğun yerde işine bak, iş açma başımıza!” der. Ama kimse size demez ki “sen aslında ne istiyorsun?” Şimdi bu yukarıda size buyuranları dinlerseniz ne olur? Pek bir şey olmaz diğer işe bulaşmazsanız. Hayatınız o kabullenmediğiniz sıkıntıları ile devam eder, iş yerinizin işleri bozulmazsa. Ve bir bakarsınız emekli olma yaşınız gelmiş ve siz aslında sizi belki pek de tatmin etmeyen bir işe ömrünüzü adamış olduğunuzla kalımışsınız. Hep düşünürsünüz “acaba diğer işi kabul etseydim ne olurdu?” Hatta kontrol edersiniz ya da bir şekilde kulağınıza çalınır o pozisyona sizin yerinize gelen kişinin hali vakti ne diye.
Şimdi yavaş yavaş toplayalım bahsetmediklerimizden bahsedelim. Örneğin istifa ve uzunca bir tatil. Peki ama ne kadar uzun? Hem o teklifi beğenmemiş miydiniz neden uzun O tatil? Tamam belki ikisinden başka ve hatta daha da seveceğiniz bir iş bulabilirsiniz. Sonra halihazırda çalıştığınız iş yeri de sizin yerinize çalışan bulabilir. Hatta size teklif yapan iş yeri de o işe uygun birini bulabilir. Ama siz size sorulmayan o soruyu kendinize bir an evvel sormazsanız bunların hepsi herkes için sancılı olur. “Sen aslında ne istiyorsun?”
Buraya nerden geldik “1 olmasaydı 2 olmazdı”, “3 ile 5 toplanmasaydı 8 olmazdı”… Kabul etsek de etmesek de görsek de görmesek de anlamlandırabilsek de anlamlandıramasak da sebepler sonuçlar hep var. İş örneğinde; ya o yeni iş cezbediyor sizi, ya halihazırda olan aslında istediğiniz değil yahut da ikisi birden. Ne fark eder? Soru şu “Sen aslında ne istiyorsun?”.
Bu iş hadisesini bir metafor olarak düşünün ve kendi ikilemlerinize bir de böyle bakmaya çalışın. Bakarsınız bir yerlerden yakalarsınız anlatmaya çabaladıklarımı… Kolay diye bir şey yok, en azından karar verene kadar. (23.06.2014)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder